Süresiz Nafaka Yargısal Çözüm Süreci

Süresiz Nafaka konusunda, siyasetin yani yasama ve yürütme organlarının dışında, yargı erkiyle hukuki yollarla yapılabilecek bir çözüm yolu mevcut.

Hangi süreçte olduğu önemli olmayan bir boşanma davasında aşağıda belirtmiş olduğum yöntem uygulanırsa süresiz nafakaya neden olan Türk Medeni Kanunu’nun 175. Maddesi, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilebilir.

Linkte belirttiğim 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. Maddesi, yine linkte belirttiğim 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 152. Maddesi’ne dayanarak; halen devam etmekte olan bir dava görülürken hakimin kanunun Anayasa’ya aykırılığını kendiliğinden tespit etmesi ya da davaya taraf olanların aykırılık konusunda ciddi bir iddiası üzerine konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşımaya karar vermesi durumunda somut norm denetimi ile kanunun iptali mümkün. Aşağıda, Anayasa Mahkemesi’nin konu ile ilgili bilgilendirme notunu paylaşıyorum.

Linke tıklayın

Somut norm denetiminin uygulanabilmesi için, Anayasa’nın 152. Maddesi’ne göre bu kanunla ilgili önceki 10 yılda esastan reddedilen bir başvuru olmaması gerekiyor. Bu süre, kararın Resmi Gazete’de yayınlandığı gün başlıyor. Daha önce esastan bu maddeyle ilgili reddedilen ilk karar, 26.06.2012’de yayınlanmış. Dolayısıyla, 26.06.2022 tarihinde halen derdest olan yerel, istinaf veya temyiz mahkemelerinden herhangi bir hakim, tarafların ciddi aykırılık iddiası üzerine ye da re’sen Anayasa Mahkemesi’ne kanunun iptali için başvurabilir. Mahkeme bu ve benzer davaları karar açıklanana kadar bekletmektedir.

26.06.2012’de Anayasa Mahkemesi’nin esastan red verdiği 2011/136 E., 2012/72 K., sayılı linkteki kararda karşı oy veren tek üye, mevcut Anayasa Mahkemesi üyeleri arasında en eski üyelerden biri olmuştur. Dolayısıyla 10 yıl önceki karar veren üyelerin çoğu ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısı değişti. Aşağıda bu kararı paylaşıyorum.

Link e tıklayın

26.06.2022 tarihinden sonra, devam etmekte olan bir ya da birden fazla dava üzerinden güçlü bir başvuru yapılabilirse, zamanla kanun uygulamalarının değişebileceği esasıyla konulmuş somut norm denetimi yoluyla TMK 175.’in Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilebilmesi mümkün.

Burada kritik olan, hakimin ikna olup boşanma davasını nafakadan ötürü Anayasa Mahkemesi’ne taşıması. Bu koldan ilerlenirse, başvurular birleştirilerek Anayasa Mahkemesi tarafından konunun önem teşkil etmesi nedeniyle 6 ay gibi bir sürede karar çıkabilir. Sonrasında TBMM konuyu yeniden ele alarak günümüze uygun biçimde yeni bir kanun çıkarır.

BAŞVURU DİLEKÇE ÖRNEĞİ

ANAYASA’YA AYKIRILIK İDDİASI

( Somut Norm Denetimi Talebi)

AİLE MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO                          :

DAVALI/KARŞI DAVACI :

VEKİLİ                                 :

DAVACI/KARŞI DAVALI :

VEKİLİ                                 :

KONU                                   : 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu ’nun 175. Maddesi’ndeki “süresiz” ifadesinin, 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2., 10., 17., 41. ve 49. Maddeleri’ne aykırılığı nedeniyle iptali istemiyle, yüce mahkemeden Anayasa Mahkemesi’ne itiraz yolunun kullanılması talebinden ibarettir.

AÇIKLAMALAR                 :

  1. 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 152. Maddesi’ne göre; bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu davada esasa etki edecek şekilde uygulanma ihtimali bulunan bir kanun hükmünü, re’sen ya da taraflardan birinin yasanın Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasını ciddi bulması halinde Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.

ÇAĞLAR BİLGİN ’in “ Türk Anayasa Yargısında Somut Norm Denetimi Yolu” isimli çalışmasında incelenmiştir.

  1. Oysaki; çağımızın sosyolojik ve hukuki gerçeklerine uygun şekilde uyarlanan İsviçre Medeni Kanunu’nun EK-3 ’te belirtilen (Zivilgesetzbuch-ZGB) 125. Maddesi’ne göre, nafaka konusunda bir katkının yapılıp yapılmayacağına ve yapılacaksa hangi miktarda ve ne kadar süreyle sağlanacağına karar verirken, özellikle aşağıdaki unsurlar dikkate alınmaktadır:

“1. evlilik sırasında görev dağılımı; 2. evliliğin uzunluğu; 3. evlilik sırasında hayattaki pozisyon; 4. eşlerin yaşı ve sağlığı; 5. eşlerin gelir ve mal varlığı; 6. eşler tarafından sağlanacak çocuk bakımının kapsamı ve süresi; 7. eşlerin mesleki eğitimi ve istihdam beklentileri ile hak sahibi kişinin mesleki entegrasyonu için varsayılan harcamalar; 8. Federal yaşlılık ve ölüm sigortasından ve mesleki veya diğer özel veya devlet emekli maaşlarından, kazanılan yardımların bölünmesinin olası sonucu da dahil olmak üzere haklar.”

  1. İsviçre Federal Mahkemesi’nin, ARZU AHSEN MEDAR ’ın 515409 Ulusal YÖK Tez Merkezi numaralı “Yargı Kararları Işığında Türk ve İsviçre Hukukunda Yoksulluk Nafakası” isimli çalışmasının 40. ila 56. sayfaları arasında kaynaklarını belirttiği üzere; boşanma davalarında son yıllarda benimsemiş olduğu yeni hayat (das clean break) ilkesine göre amaç, boşanan eşler arasındaki mali bağın da hızlı şekilde kesilebilmesi ve bireylerin kendi geçimini sağlama yeteneğinin oluşturulmasıdır. Federal Mahkeme’nin kararlarına göre İsviçre’de, evlilik sonrası dayanışma ilkesinin uygulanabilmesi için söz konusu evliliğin 5 yıl ve daha uzun süreli ya da müşterek çocuğun olduğu güçlü bir güven ilişkisi ve kader birliğinin tahsis edildiği hayat biçimlendirici evlilik (lebensprägende ehe) olması gerekmektedir.

Ülkemizde değişen koşullarla birlikte bu şekilde modern yaklaşıma sahip bir düzenlemeye ihtiyaç bulunmaktadır.

  1. Mevcuttaki TMK 175. Madde ile boşanma ile evlilik birliği sona ermesine rağmen, kısa süreli birliktelik için dahi ömür boyu sürecek bir yükümlülük ile kişiler birbirlerine bağımlı hale getirilmektedir. Bu bağın tamamen sona erdirilmesi adına, TMK 176. Maddesi’ne dayanılarak hükmedilebilen “toptan yoksulluk nafakası” ödeme şeklinin, irat yöntemine oranla çok daha seyrek biçimde uygulandığı Adalet Bakanlığı’na ait istatistiklerden anlaşılabilecektir.
  1. Nitekim; ülkemizde yaşanan üzücü olayların eşler boşandıktan sonra da sıklıkla yaşanması nedeniyle, 08/07/2021 tarihinde 5237 Saylı Türk Ceza Kanunu’nda 7331 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle “kasten yaralama”, “eziyet”, “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” ve “kasten öldürme” suçlarında yer alan “eş” ibaresi “boşandığı eş” şeklinde değiştirilerek, ilgili suçlar nitelikli hale getirilmiştir.
  1. TCK’da geçtiğimiz yıl yapılan bu değişikliklerin zaruriyeti, ülkemizde yaşanan yüksek sayıdaki kadına şiddet vakalarıyla ilgili EK-4 ’te belirtilen Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verileriyle sabit iken; eski eşlerin birbiriyle olan bağını ömür boyu koparamamasına neden olan nafaka gibi bir sebebin varlığının sürdürülmesi, ceza kanununda alınan önlemlerin amacı ile çelişmektedir.
  1. 01/01/2002 tarihinde değiştirilen Türk Medeni Kanunu’ndan kocanın birliğin reisi olduğu, kadın ve çocukların bakımından sorumlu olduğu ilkeleri çıkarılmış; TMK 186. Maddesi’ne göre eşlerin birliğin giderlerine güçleri oranında emek ve malvarlıkları ile katılmaları beklenmiştir. Yine Anayasa’nın 41. Maddesi’ne göre “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.” Malvarlığı olan tarafın, evliliğin bitmesinin ardından emek vermeyen tarafa ömür boyu nafaka ödemesi; TMK Madde 186.’ya ve Anayasa’nın 41.

Maddesi’ne aykırı olarak sorunların sadece maddi anlamda ele alınmasına, emek olarak verilecek katkı değerinin yok sayılmasına ve manevi nedenlerle yeni mağduriyetler ile eşitsizliklerin oluşmasına neden olacaktır.

  1. Böyle bir durumda, miktarından bağımsız olarak süresiz yoksulluk nafakası bağlanması; EK-5 ’te belirtilen TÜİK verilerine göre istihdama katılma oranları istenen düzeyde olmayan kadınların ülke ekonomisine katkıda bulunması ile kadın-erkek eşitliğinin tam anlamıyla sağlanması adına engel oluşturacak ve yıllarca emek verip doktor, mühendis, hakim, polis, öğretmen ve pilot gibi her türlü görevde alın teri ile kendi ayakları üzerinde durabilecek potansiyeli olan kadınları nafakanın kesilmemesi için iş hayatından uzaklaştırarak yasa dışı çalışma koşullarına yönlendirecektir.
  1. Zamanla değişecek ekonomik koşullara göre artabilecek nafakanın miktarıyla ilgili olarak; gelirin nafakadan az olduğu durumda dahi Yargıtay 3. HD.’nin onamış olduğu artırım davası kararı hakkında; 2016/3140 Sayılı, 7/11/2019 Tarihli, 17/12/2019-30981 R.G. Tarih ve Sayılı Anayasa Mahkemesi İBRAHİM ACAR Bireysel Başvurusu kararında; 950 TL gelire karşın 1000 TL nafaka ödenmesiyle ilgili olarak Anayasa’nın 17. Maddesi’ne göre hak ihlali bulunduğuna hükmedilmiştir. Somut olay değerlendirildiğinde; Yargıtay’ın hala Eski Türk Medeni Kanunu’ndaki erkeğin ailenin reisi olduğu ve geçimi sağlama görevinin bulunduğu gibi saiklere   göre   hareket   edebildiği, TMK   Madde   175.’in   günümüze   uygun   biçimde

güncellenmesi  gerektiği  ve  mevcut  şeklinin  Anayasa’nın,  herkesin  maddi  ve manevi

varlığını   koruma   ve   geliştirme   hakkını   koruyan   17.   Maddesi’ne   aykırı   olduğu

görülecektir.

  1. TMK 175. Madde hakkında esastan reddedilen son başvurunun ardından geçen on yıl içinde ülkemizin ve dünyanın sosyal dinamikleri değişmiş ve bu durum aile hayatına da ciddi oranda yansımıştır. EK-6 ’te belirtilen TÜİK verilerine göre, 2021 yılındaki boşanmaların yaklaşık üçte biri, evliliğin ilk beş yılında gerçekleşmiştir. Bu durumda, 04/05/1988 tarih ve 3444 Sayılı Kanun ile “bir sene müddetle” ifadesinin “süresiz” olarak değiştirildiği 30 yılı aşkın süre önce son halini alan mevcut TMK Madde 175.’in, şimdiki haliyle kısa süreli evliliklerde problemlere ve adaletsiz durumlara neden olabileceği aşikardır.
  1. Somut norm denetiminin amacı, soyut kanunlarda oluşabilecek sorunların zaman içinde değişebilen sosyolojik dinamikler ve gerçek vakalar üzerinden fark edilerek, konunun özüne hakim olan nitelikli yargıçların inisiyatif kullanması ile adaletin tesis edilebilmesidir. Anayasa Mahkemesi’nin 26.10.1988 tarihli ve E. 1988/19, K. 1988/33 sayılı kararında, “Sosyal hukuk devleti, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği yani sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü devlet” olarak tanımlanmıştır.

Hakları Sözleşmesi’ndeki ayrımcılığın genel olarak yasaklanması ilkelerine aykırıdır. Kısa süreli evliliklerde kendini geliştirip düzgün bir iş sahibi olmuş taraf neredeyse cezalandırılmaktadır.

“Yoksulluk nafakasının sürekli olmasının dürüstçe olamayan evlilik taleplerini teşvik edici, yine boşanan kişilerin yeniden evlenmesini engelleyici mahiyette olduğu çok açıktır. Esasında taraflar ve toplumsal açıdan boşanmanın daha uygun olduğu pek çok halde bu yükümlülük yani ömür boyu sürecek nafaka yükümlülüğü korkusu ile boşanmak yerine sorunlu olan evliliği sürdürmeye buna katlanmaya zorlamaktadır. Bunun aile içi huzursuzluk ve şiddete de bir şekilde etkisinin olabileceği rahatlıkla söylenebilir.

2. maddesinde yer alan “sosyal hukuk devleti” ilkesine aykırıdır.

“İnsanların boşanarak aralarındaki hukuki ilişkiyi bitirmiş olmalarına rağmen evlilik birliğinde var olan sorumluluklarının ömür boyu devam etmesi hem insaflı değil hem de hakkaniyete aykırıdır. Boşanmadan kaynaklanan bir nafaka alacağının varlığının belli koşullar altında, nafaka borçlusunun veya nafaka alacaklısının yaşamı boyunca, sanki mülkiyet hakkıymış gibi sürekli olması, hak düşürücü süre ve zaman aşımı kavramlarının kabul edildiği bir hukuk sisteminde adalet duygusunu zedelemektedir.

“Nafaka yükümlüsü eski eşin nafaka alan tarafın kanunda yazılı şartları taşıyıp taşımadığını kontrol amacıyla, onun özel hayatına müdahale anlamına gelebilecek davranışlara ve onun üzerinde psikolojik baskı kurmasına neden olabilecektir. Yoksulluk nafakasının süresiz olması bu nafakayı alan tarafın, karşı tarafı ömür boyu cezalandırmak amacıyla gelir getirici bir işte çalışmama ve evlilik ekti yapmadan birlikte yaşama gibi davranışlara itebilecektir. Bu haller yoksulluk nafakasının süresiz de olsa bir ceza olmadığını savunan görüşleri haksız çıkarmaktadır. Tarihin hiçbir döneminde, hiçbir hukuk sistemi boşanan eşlerden biri yoksulluğa düşecek diye diğeri için ömür boyu sürebilecek yoksulluk nafakası yükümlülüğü öngörmemiştir. Dolayısı ile yoksulluk nafakasının süresiz uygulanmasının nedeni ahlaki ve sosyal gerekçelerle açıklanamaz.”

“Bunun yanı sıra, istihdama yönelik politikaların, toplumsal cinsiyetle ilgili ayırımcılığı önleme politikalarının, azınlıkların veya göçmen işçilerin sorunlarına yönelik çözümler geliştirme, özürlüler gibi özel ihtiyaçları olanlara yönelik önlem alma, evsizlik veya düşük standartta konut sorunlarını oradan kaldırma çabalarının, sosyal hak ve siyasi sorumluluk temelli yaklaşımların geliştirilmesi gerekmektedir.”

“Kültürümüzden kaynaklanan yardımsever eğilimlerinin, aile dayanışmasının, hayır kurumları ve vakıflar gibi geleneksel kurumların yoksullukla mücadele bağlamındaki faaliyetleri sık sık övgüyle anılmaktadır. Ancak, aynı zamanda toplumsal bir olgu olan ve Devletin aktif olarak mücadele etmesi gereken yoksulluğun sorumluluğunun, boşanan taraflardan birisinin üzerine ömür boyu yüklenmesi, kanımca, sosyal devlet ilkesine, hakkaniyete ve mantığa da uygun bir çözüm değildir.

gaziantep işçi avukatı ve boşanma avukatı

Anayasa’nın 2. Maddesi’ne, kadın-erkek eşitsizliğine sebebiyet vereceği için Anayasa’nın

10. Maddesi’ne, ailenin temelini oluşturan eşler arası eşitlik ilkesine zarar vereceği için

Anayasa’nın  41. Maddesi’ne ve  karşı tarafın  çalışma ödevini yerine getirmesini dolaylı

olarak engelleyebileceği için Anayasa’nın 49. Maddesi’ne aykırıdır.

*84 Gün Birliktelik

11 Ocak 2021 – Karşı Tarafın 1. Ailesinin Yanına Gidişi, 1. Boşanma Davasını Açması

*13 Gün Ayrılık

24 Ocak 2021 – Karşı Tarafın 1. Boşanma Feragatı

*25 Gün Birliktelik

18 Şubat 2021 – Karşı Tarafın 2. Ailesinin Yanın Gidişi, 2. Boşanma Davasını Açması

*41 Günlük Ayrılık

29 Mart 2021 – Karşı Davalının 2. Boşanma Feragatı

*26 Günlük Birliktelik

24 Nisan 2021 – Karşı Tarafın Kadının Beyanıyla Verilen 6284 Sayılı Tedbir Kararı

*16 Günlük Ayrılık

10 Mayıs 2021 – Karşı Tarafın Tedbir Kararından Feragatı

*45 Günlük Birliktelik

25 Haziran 2021 – Karşı Tarafın 3. Gidişi, 3. Boşanma Davasını Açması

*1 Yılı Aşan ve Halen Devam Eden Ayrılık Süreci

Görüldüğü üzere, davalının sürekli müşterek konutu terk etmesi, her seferinde boşanma davası açıp, hemen ardından bu davasından feragat etmesi, 17/10/2020 – 25/06/2021 arası sekiz aylık süreçte 3 boşanma davası, 2 cezai şikâyet ve 3 kez de evi terk etmesi nedeniyle bir türlü müşterek hayat ve kader birliği tesis edilememiştir . Dolayısıyla sırf kendi kusuru ile müşterek hayatın kurulamamasına neden olan karşı davalının yasal olarak nafaka istemesine de imkân bulunmamaktadır.

SONUÇ VE İSTEM:

Yukarıda belirtilen nedenlerle; Türk Medeni Kanunu’nun 175. Maddesi’ndeki “süresiz” ifadesinin, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2., 10., 17., 41. ve 49. Maddeleri’ne aykırılığı nedeniyle iptali istemiyle, yüce mahkemeden Anayasa Mahkemesi’ne itiraz yolunun kullanılmasını saygılarımızla arz ve talep ederiz. 27/06/2022

EKLER:

EK-1: Türkiye Barolar Birliği Dergisi’nin 1988/3 sayısının Arasındaki Çağlar Bilgin ’in “ Türk Anayasa Yargısında Somut Norm Denetimi Yolu” Makalesinin 365. ila 372. Sayfaları

(Makaleye, sitesinden erişilebilir.)

EK-2: “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı 100 Günlük İcraat Programı” Resmi Belgesinin Adalet Bakanlığı Bölümü’deki Nafaka Maddesi

(Resmi belgeye, sitesinden erişilebilir.)

EK-3: İsviçre Medeni Kanunu’nun (Zivilgesetzbuch-ZGB) 125. Maddesi

(Kanuna, sitesinden erişilebilir.)

EK-4: Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD)’nin Kadına Şiddete Yönelik Verileri (Verilere, sitesinden erişilebilir.)

EK-5: 2021 TÜİK İstatistiklerle Kadın

(Verilere, sitesinden erişilebilir.)

EK-6: 2021 TÜİK Boşanma İstatistikleri

(Verilere, sitesinden erişilebilir.)

EK-7: TMK Madde 175. Hakkındaki AYM 2011/136 E., Hicabi Dursun’un Şerh Yazısı

(Karara, sitesinden erişilebilir.)

Bu konu hakkında benzer makaleler için tıklayın

5/5 - (3 votes)